Bazı takımlar maçı kapatmaya çalışır, bazıları ise maçı bitirmeye. Beşiktaş son beş haftadır ikinci gruba yazılmış durumda. Hakem son düdüğü çaldığında tabelada ya bir taraf gülüyor ya diğer taraf. Ortada kalan, omuz silkilen, "olsun, bir puan da puandır" denilen o gri bölge yok. Beş maç, beş net sonuç. Ya kazandı ya kaybetti. Skor tabelasında eşitlik yok; sanki takım, beraberlik ihtimalini kadro dışı bırakmış gibi.
Rakamın kendisi kısa ama anlamı uzun: 5 maç, sıfır beraberlik. Futbolda beraberlik, sonuçların en sık rastlanan orta noktasıdır; bir sezonun içinde herkesin payına düşer. Üst üste beş kez o orta noktadan kaçabilmek için ya sürekli öne geçip tutunmanız ya da sürekli açık verip kapatamamanız gerekir. Beşiktaş'ın son beş maçında ikisi de olmuş olabilir; kesin olan tek şey, her hafta net bir cevap çıkmış olması. Sonuç listesine bakan biri, kazanılan ve kaybedilen maçlar dışında hiçbir satır görmüyor.
Peki bu neden tuhaf? Çünkü beraberlik çoğu zaman bir takımın karakterinden çok, maçın karakterinden doğar: tempo düşer, taraflar risk almaz, oyun kendi kendini dengeler. Beş maç boyunca bu dengeye hiç düşmemek, her hafta oyunun bir tarafa yıkıldığı anlamına gelir. Bu, bir yandan iyi haber: Beşiktaş maçları sonuç üreten maçlar, seyirci evine "ne oldu şimdi?" diye sormadan gidiyor. Öte yandan riskli: beraberliği bilmeyen takım, kötü günde bir puanı cebe koyma refleksini de kaybedebilir. Puan tablosunda bazen o tek puan, üç puanlık bir moralden daha kıymetli olur. Kısacası bu seri, ne tam bir övgü ne tam bir uyarı; daha çok bir kimlik belgesi: Beşiktaş şu an ortasını sevmeyen bir takım.
Sözlükler güncellenir, kelimeler unutulur. Beşiktaş'ın sözlüğünde "berabere" maddesi beş haftadır boş sayfa. Bakalım bu kelimeyi kim, hangi hafta yeniden hatırlatacak; ama o gelene kadar taraftarın 90. dakikada tırnak yiyeceği kesin. Çünkü bu takımda maçın sonu her zaman bir yere varıyor.





