Fatih Terim Stadı'nda saat 20.00'ye doğru maç, ders kitabı gibi ilerliyordu. 16'da Osimhen öne geçirdi, devreye 0-1 girildi. 66'da Shomurodov penaltıyı gole çevirdi, ev sahibi dengeyi kurdu. 71'de Torreira yeniden farkı açtı. Ve 76. dakikada topun nereye gittiğine dair herkesin ortak kararsızlığı: Davinson Sánchez'in müdahalesi yanlış kaleye gitti. Skor tabelası 2-3'ü yazdı, sonra da orada kaldı; 90'da Sara'nın golüyle birlikte maç 2-3 bitti. Yani gecenin toplam beş golünden biri, kimsenin planlamadığı bir yöne doğru yola çıktı.
Rakamları yan yana koyunca tablo netleşiyor: Galatasaray'ın üç golü Osimhen, Torreira ve Sara'dan geldi. Başakşehir'in hanesindeki iki golden biri penaltı, diğeri ise 76'daki o kendi kalesine giden top. Bu Başakşehir için sezonun 4. maçı ve 3. ev maçıydı; Galatasaray içinse sezonun 4. maçı, deplasmandaki ikincisi. Kadir Sağlam'ın yönettiği karşılaşmada 79'da Umut Bozok kırmızı kart gördü, 90+8'de Başakşehir bir kırmızı kart daha gördü; kayıtlara göre bu ikinci kartın oyuncusu kayıtta yok. Yani ev sahibi, maçın son on beş dakikasını hem skor dezavantajıyla hem de eksik oynayarak geçirdi.
Tuhaf olan şu: maçın farkını belirleyen gol, iki takımın da hücum planında yer almayan gol. Başakşehir 66'da yakaladığı dengeyi beş dakika koruyabildi, ardından 71 ve 76'da arka arkaya iki darbe aldı ve bunların ikincisi kendi ayağından çıktı. İlginç detay ise şu ki, o gol tabelada Başakşehir'in hanesine yazıldı; skoru 2-3 yapan aritmetiğin içinde ev sahibinin kendi katkısı da var. Futbolda "farkı yaratan an" genelde bir bitiriciye mal edilir; burada fark, bir savunma temasının rastlantısında doğdu. Ve 90'da gelen üçüncü Galatasaray golüyle birlikte, o 76. dakika farkı kapatmaya değil, tabloyu şekillendirmeye yaradı.
Sonuç: beş gol, iki kırmızı, bir penaltı ve bir tane de adresi şaşan şut. Futbolun en dürüst tarafı burası; top bazen sizi dinlemez, sadece yuvarlanır. Kalenin iki tane olması hâlâ en büyük risk faktörü.





