Bir hakemin cebi vardır, bir de o cebin hafızası. Ümit Öztürk'ün bu sezonki üç maçı, o cebin epey işlek bir adres olduğunu söylüyor. Üç maç, on dört kart. Düdük çalıyor, el yukarı gidiyor, tribün bir an nefesini tutuyor. Sonra yine. Sonra yine. Maçı izleyen taraftarın bir yerden sonra skoru değil, kart sayısını takip etmeye başladığı o tuhaf akşamlardan bahsediyoruz. Üç akşam, on dört sarı-kırmızı an.
Rakamı yavaşlatalım: maç başına 4.7 kart. Yani Öztürk'ün yönettiği ortalama bir maçta, ortalama bir futbolcu grubu, dört buçuk kez ismini not defterinde buluyor. 4.7, ondalık haliyle bile rahatsız edici bir sayı; çünkü beşe çok yakın, dörde ise bir türlü inmiyor. Üç maçlık bir örneklem küçüktür, bunu peşinen söyleyelim. Ama küçük örneklemler bazen en net fotoğrafı verir: on dört kart, üç maça yayıldığında hiçbir maçın 'sakin geçti' diye anılmadığı bir seri demektir. On dört sayısını üçe bölmek için hesap makinesi gerekmiyor; tribünde oturup saymak yetiyor.
Peki bu neden tuhaf? Çünkü kart, tek başına hakemin değil, maçın da bir ölçüsüdür. Bir karşılaşmada dört-beş kart çıkıyorsa orada ya tempo yüksektir, ya faul sayısı kabarıktır, ya da oyun sık sık kesilmiştir. Üç maçın üçünde de bu seviyeye yaklaşmak, rastlantıdan çok bir örüntüye benziyor. Burada suçlu aramıyoruz, sadece rakamı okuyoruz: Öztürk'ün maçları, oyuncuların 'bugün sınır nerede' sorusunu erken sorduğu maçlar. Ve o soruya verilen cevap, çoğunlukla cepten çıkıyor.
Özetle: Ümit Öztürk sahaya çıkarken yanına iki şey alıyor, düdük ve kart. Üç maç sonunda hangisini daha çok kullandığı tartışmalı. Ortalama 4.7 ile devam ederse, ceketinin cebi sezon sonunda emekliliğini hak edecek. Oyunculara naçizane tavsiye: ısınma turunda bir de sayı saymayı deneyin.