Ankara'da saat ilerlerken tabela sakin görünüyordu: 23'te Ousmane Diabate'nin golüyle Gençlerbirliği önde, devre 1-0 kapanmış, ev sahibi üç puanı cebine koymuş gibiydi. Futbolun en tehlikeli anı da tam olarak budur; skorun "tamam" göründüğü an. 79'da Adrian Benedyczak devreye girdi ve 56 dakikadır değişmeyen tabelayı bozdu. Sonra o meşhur bölüm geldi: uzatmalar. 90+4'te Güven Yalçın'ın vuruşuyla Kasımpaşa, kaybetmediği değil, kazandığı bir maçla sahadan ayrıldı. Skor 1-2. Yasin Kol'un düdüğü çaldığında Gençlerbirliği'nin elinde, on beş dakika önce iki puan fazlası vardı.
Rakamların hikâyesi şöyle: Gençlerbirliği için sezonun 5. maçı, evindeki 3. sınavdı. Kasımpaşa için de sezonun 5. maçı, deplasmandaki 3. denemesi. Yani iki takım da yolun aynı noktasında, aynı yorgunlukta, aynı arayıştaydı. Maçın 90+4 dakikalık akışında sadece üç gol var ve bunların ikisi son 12 dakikaya sıkışmış durumda. İlk 78 dakikada tek bir gol, kalan bölümde iki gol. Bir maçın karakterinin son çeyrekte nasıl tümüyle değiştiğini anlatmak için daha temiz bir örnek zor bulunur.
Peki neden tuhaf? Çünkü 90+4'te gelen gol, beraberlik golü değil galibiyet golüydü. Yani Kasımpaşa iki hamlede iki farklı işi bitirdi: önce maçı kurtardı, sonra maçı aldı. 79 ile 90+4 arasındaki o dar koridorda bir takım iki puan, diğeri üç puan kazandı. Devre arasında 1-0 geride olan tarafın maçı üç puanla kapatması, tabelanın ne kadar geç konuştuğunu gösteriyor. Gençlerbirliği açısından ise acı kısmı şu: kaybedilen sadece skor değil, 23'ten 79'a kadar korunan 56 dakikalık emek. Futbolda puanlar dakikalara göre değil, düdüğe göre dağıtılıyor.
Kısacası: maç 90 dakika, karar 4 dakika. Kasımpaşa saatine güvenmiş, Gençlerbirliği ise takvime bakmış olabilir. Bir dahaki sefere ev sahibine küçük bir not: uzatma dakikaları da o ligin bir parçası ve maalesef abonelik istemiyor.





