Rize'de saat 20.00'yi gösteren o akşam, skor tabelası uzun süre hiçbir şey söylemedi. İlk 45 dakika 0-0. Devre arası 0-0. Abdullah Taşkınsoy'un yönettiği maçın 70. dakikasına kadar da tabelada tek rakam değişmedi. Sonra top, kimsenin planlamadığı bir yoldan ağlara gitti: kayıtlara göre maçın tek golü Zakaria Ariss'in kendi kalesine attığı gol olarak yazıldı. 90 dakikanın tamamında ağları havalandıran tek dokunuş, planlanmış bir bitiriş değil, bir kaza oldu. Ve o kaza, maçın kaderini tek başına belirledi: Çaykur Rizespor 0-1 Alanyaspor.
Bağlamı koyalım: Bu, Çaykur Rizespor için sezonun 4. maçı ve kendi evinde oynadığı 2. karşılaşmaydı. Alanyaspor içinse yine 4. maç, ama deplasmanda 3.'sü. Yani Alanyaspor bu sezon neredeyse sürekli yolda; dört maçın üçünü misafir olarak oynamış bir takım. Tarih 7 Eylül 2026, sezonun daha kimsenin kimliğini tam oturtmadığı o ilk haftalar. İki takım da henüz dört maçlık bir örneklemin içinde ve böyle dönemlerde tek bir dokunuş, puan tablosunda olduğundan çok daha büyük görünür.
Peki neden tuhaf? Çünkü futbolda gol, genelde bir sürecin sonucudur: pas, koşu, boşluk, vuruş. Burada ise 90 dakikanın tek golü, hiç kimsenin niyet etmediği bir anla geldi. 70 dakika boyunca üretilen her şey tabelaya yansımadı; yansıyan tek şey, istenmeyen bir temas oldu. Üstelik fark tek gol. Yani bu maçın hikâyesini anlatmak isteyen biri, 'kim daha iyi oynadı' sorusuna cevap ararken elinde sadece bir kendi kalesine gol kaydı bulacak. İstatistik bazen olayı anlatır, bazen de sadece bir anı fotoğraflar; bu maçta ikincisi oldu.
Sonuçta tabelada 0-1 yazıyor, gol hanesinde ise kimsenin pankartına yazdırmak isteyeceği bir kayıt var. Futbolun en sevimsiz gerçeği şu: top ağlara girdiğinde, kimin ayağından çıktığını sormaz. Rize'de o akşam tek gol vardı, tek kale de yanlış kaleydi.





